YENİ DÜNYA DÜZENİ KONFERANSI – BANU AVAR – İYTE

type="application/x-shockwave-flash">
/>
Yerleşkesi İzmir’in Urla ilçesinde bulunan İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE)’nün Prof. Dr. Erdal Saygın Amfisinde ünlü yazar, gazeteci, program yapımcısı ve sunucusu Banu Avar üniversitelilere konferans verdi. Konferansa ait videomuz yayındadır. İyi seyirler.
URLA’NIN BATI YAKASI YA DA PİYANO PİYANO URLA
Pre-historik çağın Urlası, Türk_İslam sentezinin Urla’sı, tipik bir Doğu Anadolu Kasabası derken dün gece URLA’nın bir başka yanı su yüzüne çıktı.
URLANIN BATI YAKASI.
Gerçi Cumhuriyetin ilk yıllarında Urla Halk Evinin bu konuda benzeri bir atağı vardı ama zamanla körleşmişti.
Batı kültürü, edebiyat ve sanatı, piyano, flüt, obua vs. müzik aletlerinin enstrüman olarak kullanıldığı klasik batı müziği etkinlikleri bir daha geri gelmez sanılıyordu, daha doğrusu yok yada öteki olarak yok sayılıyordu.
Bazı enteller de bu durumda içlerine kapanmış iki elin parmak sayısı kadar bu etkinliği aile veya eş-dost alanında hapsetmişlerdi.
Nitekim URLA Zafer Caddesinde bu konuda açılan bir müzik evi bugünlerde adeta hayaletler şatosu gibi, kuşkuyu çeker biçimde adeta gizlilik dereceli bir işlev görmekte.
Dün gece öyle olmadı.
İlçe kaymakamının ilçeye kazandırdığı kültür merkezi bir piyano resitaline sahne oldu. Bir sanatçının otuzuncu sanat yıldönümünde, bazı öğrencilerinin karma olarak katıldığı, çeşitli klasik batı müziği sanatçılarının eserleri ile tam anlamı ile halka açık bir piyano dinletisi idi bu.
Yüzlerce insan salonda pür dikkat izliyordu olan-biteni.
Biz ise gördüklerimize inanamadık.
Bu salonda birçok etkinlikte izleyici olarak bulunduk. Genellikle birbirinin aynı sınıf, tanıdık yüz ve kültür ile bazen bir hayvanat bahçesi, bazen sinema, bazen halk konseri, folklor yarışmaları, tiyatrolar vs.
Bu kez bildiğimiz URLA’nın tanıdık yüzlerinden salondaki 300 ü aşan izleyici arasında yüzde on bile yoktu.
Birçoğu yurt dışı kültür de almış, çocuklarını oralarda eğitmiş, klasik batı müziği dinleyicisi, bizim deyimimizle entel kişilerden oluşmakta idi.
Büyük olasılıkla da kentin uydusu görünümünde olan prestij villalarda ikamet etmekteydiler.
Anlayacağınız URLA mozaiğinin bir gizemli puzzle ile tanıştık dün gece uzaktan, iki yabancı gibi. Yabancı hissettik kendimizi bildik salonda. Batı yakasına dikkat. Mozaiğin tüm parçaları ayrı ayrı bir araya gelmekte bu salonda.
Marifet ayrı ayrı pazılların kendi arasında birleşmesi değil kardeş. Bütün parçaların (pazılların) aynı ortamda birleşerek dosta güven ve düşmana korku vermesinde ve marifet gerçek düşmanın kim olduğunun iyi saptanmasında.
Piyano resitalinde gösteri yapan sanatçı adayı kızlarımızı ve ebeveynlerini, bu etkinliği bu salonda düzenleyerek ücretsiz-halkın katılımına açık tutanları kutluyoruz.
DEMOKRATURLA
Yayın Tarihi: 10.02.2010
BAŞBAKANA AÇIK MEKTUP
Sayın Başbakanım, son günlerde bir açılım furyası dolaşıyor ortalıkta her taraf toz duman. Açılanlar ortalığa saçılıyor, göz gözü görmüyor. Her taraf allak bullak. Şimdi sizden benimde bir isteğim olacak, hazır işe başlamışken şu ULAMA’larınızı toplayıp 1400 yıl evvel gönderilmiş hak dinimizin kitabı olan KURAN’I tamamen Türkçeleşmiş hale ve ülkemize özgü dinde reform anlamında çağdaş ibadet anlayışına uygun bir şekle getirip bütün dünya İslam âlemine örnek olup, ülkemize gıpta ile bakmalarını sağlamanızdır.
Bunları sizler çağdaş bir ülkenin başbakanı olarak ve din eğitiminden gelmiş bir kişi olarak atayacağınız din âlimleriyle birlikte pek ala bir şekle getireceğinize inanıyorum. Sizleri Başbakan olarak hafızalarda iz bırakmanızın ötesinde dünya REFORMİST ler klasmanında görmek istemimdendir bu isteğim. Lütfen talebime önem veriniz. Bu istem inanıyorum önemli bir kitlenin beklentileridir.
Bunlar neler olmalıdır diye sıralarsam en başta ezanın Türkçe okunup, TANRI ULUDUR, TANRIDAN BAŞKA TAPACAK YOKTUR haykırışlarıyla halk camilere davet edilmelidir. Bu istemim ATATURK zamanında uygulanmış ve halkımız bu durumu hiç yadırgamamıştır. 1950 yılında dönemin siyasi erki isteyen Arapça da okur diye kapı araladığından, o günden günümüze Arapça olarak ulaşmıştır. Yine ÜST DİN BİLİM adamlarının uygun görmeleri halinde cami içleri diğer din ibadet evlerinde olduğu gibi dizayn edilip, oturularak YÜCE VARLIGIN önünde vicdan muhasebesi yapıp benim gibi tansiyon hastaları da kendilerini sağlık yönünden riske atmadan ibadetlerini yerine getirmiş olurlar. Verilecek vaazları günümüz insanları haz ve şuhu içinde dinleyeceklerdir. Böylelikle halkımız ve misafirinizde olduğu gibi yırtık çorapları görülmemiş olacaktır.
Sayın Başbakanım çağrınızın insanlarının yaşam tarzları değişti, biliyorsunuz artık insanlar yerlere oturmuyor, hatta WC de dahi oturaklısını tercih ediyor, hal böyle olunca ben gözlemliyorum camilerde elli yaşın altındaki insanlar vaazları zor tamamlıyor ve kendilerini dışarıya dar atıyorlar. Bunlar bilinen gerçekler. On üç yaşında giyilen giysiler bizlere nasıl dar geliyorsa 1400 yıl evvelki din kuralları günümüz insanına dar geliyor. Günümüzde zaman vazgeçilmez değerler içinde, beş vakit namazı zaman açısından insanlarımızı hırpalıyor veya uygulanmıyor, bunları hep yaşıyoruz
Fettullah GÜLEN Efendi ABD’ye göçmezden çok evvel yani İzmir kestane pazarı Camii imamı iken bir vesileyle kendisiyle grup toplantılarının binsinde bulundum. Herkes gibi benimde sorularım oldu, cevaplayamadı KURANDA bunun cevabı yok dedi, geçiştirdi. Günümüz insanı yaşadıklarını sorguluyor, sorum, kutuplarda yaşayan Müslümanlar beş vakit namazlarını nasıl kılacaklar. Güneşin doğuşu ve batışına göre sistemleştirilmiş ibadet orada üç ay gündüz ve gece olunca namazlar nasıl kılmayacak veya Âdem ile Havva’nın rengi siyah mı, beyaz mı? İşte bunlar gibi sorulan açığa çıkaracak, AÇILIM gerekiyor sayın başbakanım vereceğiniz bir direktifle ULAMALAR toplanacaklar Dinimizi çağdaş, anlaşılabilir ve kolaylanmış hale getirecekler ve sizlerde ABİDELEŞECEKSİNİZ Sayın Başbakan bunu sizden bekliyorum sizin gücünüz bu reforma yeter de artar bile. İnsanoğlu İSLAMİYET’TEN bu tarafa çok aşama geçirdi fakat sahip olduğu din ayni kaldı. NİZAMI CEDİT size yakışır saygılarımla efendim.
Ertan Sayar
Sevgili CHP’liler,
Bir insan düşünün ki sağ partiden partimize gelmiş ve bana göre, kaydını yaptırmasına rağmen henüz partili olamamış:
O insan ki çeşitli hizmetler karşılığı parti yönetimine gelmiş, ama geldiği sağ partinin parti ruhunu da özünü de CHP’ye yansıtmaya çalışmaktadır.
Oysa burası CHP. Bulunduğun yerle geldiğin yer her yönüyle çok farklı. Özü itibarı ile parti yapısı ile Demokrasiyi algılayışı ile laiklik, milliyetçilik ve hukuk anlayışı ile tamamen farklı. Çünkü CHP de demokrasi ve Hukuk temel ilkedir.
CHP; ezilen halkın, işçinin, memurun, köylünün ve yoksul kesimin sözcüsüdür. Senin geldiğin parti ise komprador burjuvazinin, sermayenin savunucusudur. CHP de biat yoktur, eleştiri-özeleştiri vardır. Senin geldiğin yerde biat vardır körü körüne itaat vardır. Demokrasi yoktur. Çünkü mayasında emek yoktur, sermaye vardır. Onlar emeğiyle geçinen insanların çıkarını değil ağababalarının çıkarını yani bir avuç sermayenin çıkarını savunurlar. Sakın CHP’yi bunlarla karıştırma, hele de tarihi köklerine inersek çok daha şeyler anlatabiliriz.
Dinle kardeşim, demokrasilerde eleştiri-özeleştiri temel kuraldır. Doğrular, eleştiri ve özeleştiri sonucu ortaya çıkar. Yapılan eleştirilere, web sitelerinde saygısızca ve seviyesizce yanıt veriyorsun. Parti ahlakı ve parti etiğiyle asla bağdaşmayacak bir tavır. Bu tavır ve düşünceleri ve buna sessiz kalan yetkilileri kınıyorum. Bu ve buna benzer düşünce ve tavırlar sonucu küskünler-kırgınlar ve hatta kopmalar oldu.
Yönetime sesleniyorum. Az olsun bizim olsun anlayışı “Hele ülkenin bugün içinde bulunduğu koşullar dikkate alınırsa” partiyi bitirir. Bırakın küskünler-kırgınlar yaratmayı, bütün halk kesimlerini nasıl kucaklamalıyız, onların sorunlarına nasıl çözüm bulabiliriz, ülkenin içinde bulunduğu çıkmazdan nasıl çıkabiliriz bunların hesabını yaparak politika üretmeliyken…
İşte, gerek Urla gerekse de Urla Belediyesi’nin sorunları hepimizce bilinmektedir. Yönetimsel anlamda Belediye ile yaşanan olumsuzluklar seçimden bu yana hala giderilememiştir. Bu olumsuzlukların biran evvel giderilmesi ve yeniden birlikteliğin sağlanması gerekir ki bu görevde ilçe yönetime düşmektedir. Bazı hayallerin peşinde koşmak kimseye yarar sağlamadığı gibi Urla’nın sorunlarına da çözüm getiremez. Seçim sürecinde yaşanan olumsuzluklara rağmen halkın %46 oranındaki desteğini olumlu yöne kanalize etmek başta yönetimin görevidir. Demokratik kitle örgütleri, mesleki kitle örgütleri ile dernek ve sendikalarla görüş alış-verişinde bulunarak ortak çözümler üretmek ve ortak destek sağlayarak Urla’yı ve bir örnek oluşması düşüncesiyle, ülkemizi ekonomik –sosyal ve siyasal açıdan daha ileriye taşımak, bilgi-beceri ve dayanışmayı sağlamak zorundayız.
Ülkemizin bir nevi işgal altında olduğunu unutmamak gerekir. Dikkat edilirse yabancıların eline geçmedik LİMAN-TERSANE-BANKA-FABRİKA –KURUM ve KURULUŞ kalmadı. Bu İşgal değil de nedir? Tüm bu yapılanlar Uluslararası Emperyalizm yani ABD ve yerli işbirlikçilerin projesidir. Bu proje, ekonomik-sosyal-siyasal ve ulusal bağımsızlığını yok etme planıdır.
Yönetimiyle, kadın kolları ve gençlik kollarıyla ve tüm üyeleriyle birlikteliği sağlamanın yollarını irdelemeliyiz. Eleştiri ve özeleştiriye demokratik kural ve ölçülerde evet, ama saygısızlığa ve düzeysizliğe hayır!
Vahap Bozkuş


